ENDOKRINOLOJI UZMANI PROF DR METIN OZATA

ENDOKRINOLOJI METABOLIZMA PROF DR METIN OZATA

ENDOKRIN VEYA ENDOKRINOLOJI NEDIR?


Endokrinoloji veya kisa adiyla Endokrin ulkemizde yeterince bilinmemektedir. Bu nedenle de özellikle guatr, tiroid, prolaktin, kemik erimesi, tuylenme, polikistik over, seker hastaligi, kolesterol yüksekligi ve sismanlik gibi endokrin uzmanini ilgilendiren önemli hastaligi olanlar baska uzmanlara gitmektedir. Bu makalede endokrinoloji bilim dalinin ve endokrin uzmanlarinin hangi hastaliklarin tedavisiyle ilgilendigi kisaca anlatilmistir.

ENDOKRINOLOJI NEYLE UGRASIR?

Endokrinoloji vücudumuzda salgilanan hormonlar, iç salgi bezleri ve metabolizma hastaliklarinin tani ve tedavisiyle ugrasir.

Iç Salgi bezleri denince veya endokrin sistem denince hipotalamus, Pineal bez-melatonin, hipofiz, tiroid bezi, paratiroid bezi, böbrek üstü bezi (Adrenal), over (yumurtalik) ve testis bezleri anlasilir.Bu bezlerin salgiladiklari hormonlar, bu bezlerde olusan tümörler, ve bu bezlerden salgilanan hormonlarin azligi ve fazlaligi önemli hastaliklar yapar.
Endokrinoloji ayrica seker hastaligi, obezite (sismanlik), kan yaglari (kolesterol ve trigliserid), ürik asit yüksekligi, metabolik sendrom, vitaminler, beslenme, diyet ve osteoporoz (kemik erimesi)gibi metabolik hastaliklar tani ve tedavisini yapar.


ENDOKRIN UZMANI NASIL OLUNUR?

Endokrin uzmani olmak için 5 yil süren dahiliye ihtisasindan sonra 3 yil daha endokrin ihtisasi yapilir. Endokrin Uzmani olmak için bir hekim 8 yil asistanlik yapmak zorundadir.


HANGI HASTALIKLAR ENDOKRIN UZMANINCA TEDAVI EDILIR?

Endokrin uzmaninin tedavi ettigi hastaliklar sunlardir:

1) HIPOFIZ
A) Hipofiz Bezi Hastaliklari
B) Boy Kisaligi ve Büyüme Hormon Eksikligi
C) Hipofiz Bezi Yetmezligi (Hipopituitarizm)
D) Prolaktin Hormon Fazlaligi (Prolaktinoma)
E) Büyüme Hormon Fazlaligi (Akromegali)
F) Diyabetes Insipidus (Sekersiz Seker Hastaligi)

2) Paratiroid Bezi ve Hormonlari
B) Paratiroid Hormon Fazlaligi (Hiperparatiroidi)
C) Paratiroid Hormon Azligi (Hipoparatiroidi)


3) Böbreküstü Bezi (Adrenal Bez) ve Hormonlari

A) Böbreküstü Bezi Hastaliklari
B) Kortizol Hormon Fazlaligi (Cushing Sendromu)
C) Kortizol Hormon Azligi (Addison Hastaligi)
D) Aldosteron Hormon Fazlaligi (Aldosteronizm)
E) Adrenalin Hormon Fazla Salgisi (Feokromasitoma)



4)Testis ve Hormonlari

A) Testis, Hormonlari ve Hastaliklari
B) Testosteron Eksikligi (Hipogonadizm)
C) Erkekte Meme Büyümesi (Jinekomasti)
D) Ereksiyon Problemi ve Empotans
E) testis ve penis küçüklügü, sakal çikmamasi

5) Over (Yumurtalik) ve Hormonlari

A) Yumurtalik (Over) Hormonlari ve Bozukluklari
B) Kadinlarda Cinsel Hormon Yetmezligi (Hipogonadizm)
C) Tüylenme (Hirsütizm)
D) Polikistik Over Sendromu
E) Menopoz


6) Tiroid Bezi (Guatr) ve Hormonlari

A) Tiroid Bezi Ve Görevleri
B) Guatr
C) Tiroid Bezinin Fazla Çalismasi (Hipertiroidi, Zehirli guatr))
D) Tiroid Bezinin Az Çalismasi (Hipotiroidi-Hashimoto)
E) Nodüler Guatr-nodül
F) Tiroid kanserleri
G) Hashimoto Hastaligi
H)Tiroidit-tiroid bezi iltihabi


6) Obezite , Beslenme, Diyet, Metabolik Sendrom

7) Seker Hastlaligi-Diyabet

8) Seker Düsmesi-hipoglisemi


9) Kemik erimesi-Osteoporoz

10)Vitaminler,Mineraller

11) Ürik Asit, Kolesterol ve Trigliserit yüksekligi

 TİROİD  HASTALIĞI TEŞHİSTE KULLANILAN LABORATUVAR TETKİKLERİ?

             Tiroid hastalıklarının teşhisi için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Bu tetkikler aşağıda verilmiştir:

a) Kan Testleri :

            Sıklıkla kullanılan  kan testleri serbest T3, serbest T4, TSH, anti-TPO antikoru, anti-tiroglobulin antikoru,  TSH-reseptör antikoru, tiroglobulin ve kalsitonin hormonlarının kan düzeylerinin ölçülmesidir.

 T4 ve T3 hormonlarının normal sınırın altında veya üstünde olması tiroid bezinin iyi çalışmadığını gösterir.  T4 ve T3 hormonları düşük ise beziniz az çalışıyor, buna karşılık T4 ve T3 hormonları yüksek ise beziniz çok çalışıyor demektir. T3 ve T4 ölçümü yaptırırken  serbest T3 ve serbest T4 hormonlarını ölçtürmek en iyisidir. Total T4 ve  Total T3 artık pek kullanılmamaktadır. Gebelerde, doğum kontrol hapı kullananlarda ve östrojen ilacı alanlarda  mutlaka serbest T3 ve serbest T4 hormon ölçümleri  yapılmalıdır.

Tiroid bezinin  az veya çok çalıştığını gösteren diğer bir  tetkik TSH hormon ölçümüdür.  TSH ölçümünün normalden düşük olması tiroid bezinin  aşırı çalıştığını gösterir. Kan TSH düzeyinin normalden yüksek bulunması ise tiroid bezinin az çalıştığını gösterir.

Sadece TSH hormonunu ölçmekle  aşağıdaki bilgiler kabaca elde edilebilir:

 

TSH ölçümü,  0.4-2.5 arasında ise  normaldir, yani bez normal çalışıyor demektir.

TSH, 2.5-4 arasında  ise  ileride tiroid bezi  yetmezliği gelişebilir. Bu durumda yılda bir  defa TSH ölçtürünüz

TSH, 4-10 arasında ise  tiroid bezinde hafif yetmezlik vardır ve tedavi gerekir.

TSH ölçümü 10’dan büyük ise  tiroid bezinde  belirgin yetmezlik vardır, yani az çalışıyor demektir ve tedavi gerekir.

TSH hormonu 0.4’den küçük ise   tiroid beziniz fazla çalışıyor, yani çok hormon üretiyor  demektir ve yine tedavi gerekir.

TSH  hormonu 2.5-4 arasında ve anti-TPO antikorunuz kanınızda  yüksekse sizde ileride tiroid bezi yetmezliği gelişme olasılığı yüksek demektir.

Tiroid bezi hastalıklarını teşhiste ayrıca tiroid antikorları denen   anti-TPO (diğer adı anti-mikrozomal antikor)  ve anti-tiroglobulin antikorları da ölçülür.  Bu antikorların yüksek olması tiroid hastalığının otoimmün  hastalık denilen bağışıklık sistemi bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıktığını  gösterir. Otoimmün hastalık vücudun kendi dokusunu (burada tiroid bezini) yabancı bir doku olarak algılayıp onu yok etmeye çalışmasıdır. Bu nedenle bağışıklık sistemimiz tiroid bezini yok etmek amacıyla anti-TPO ve  anti-tiroglobulin antikorları üretir. Bu antikorlar tiroid bezine yapışarak hücreleri tahrip eder. Vücudun neden böyle davrandığı henüz bilinmemektedir.

Anti-TPO ve anti-Tiroglobulin antikorları en çok Hashimoto hastalığı denen bir hastalıkta yükselir. Hashimoto hastalığı tiroid bezi yetmezliği yapan bir hastalıktır.  Toplumda bu antikorlar %10 kişide  tiroid hastalığı olmadan yüksek olarak bulunabilir.

TSH-reseptör antikoru, Graves hastalığı denen ve gözlerde büyüme yapan  tiroid bezinin aşırı çalışması hastalığında  kanda yükselebilmektedir.

Tiroglobulin ölçümü ise  ameliyat olmuş ve tiroid bezi tamamen alınmış tiroid kanserli hastaların izlenmesinde kullanılır. Diğer hastalıkların teşhisinde pek kullanılmaz. Tiroglobulin düzeyinin gittikçe artması tiroid kanserinin nüks ettiğini gösterir.

Kalsitonin ölçümü ise medüller  tip tiroid kanserinin teşhisi ve izlenmesinde faydalıdır. Kalsitonin düzeyi yüksek olan nodüler guatrlı hastalarda medüller kanser şüphesi artar ve başka testler yapılır. Ameliyat olan medüller kanserli hastalarda kalsitonin düzeyinin yüksek olması kanserin vücutta  bulunduğunu  ve devam ettiğini gösterir.

Bazen hastalar karşımıza tiroid hormon tetkiklerini yaptırıp gelirler. Bu tetkikler yani T3,T4 ve TSH hormon ölçümleri normal olabilir. Bu hormonların normal olması sadece tiroid bezinin yeteri kadar hormon salgıladığını gösterir. Bezimizde guatr, nodül veya kanser olduğu halde bu hormonlar normal olabilir. Tiroid bezinin muayenesi ve yapılacak tiroid ultrasonu sizde diğer hastalıkların olup olmadığını çoğunlukla ortaya çıkaracaktır.

 

            b) Tiroid Ultrasonu :

            Tiroid ultrasonu  ses dalgaları gönderilerek tiroid bezinin  yapısının  veya resminin bilgisayar ekranında ortaya konduğu bir tetkiktir. Herhangi bir radyoaktif madde kullanılmaz. Bu nedenle gebelerde   güvenle yapılabilir.  Tiroid ultrasonu tiroid bezinin büyüklüğünü, bezin şeklini ve  nodül varsa onun büyüklüğünü anlamamıza yarar. Ultrason ile nodül içinde sıvı olup olmadığı, yani nodülün kistik bir yapısının olup olmadığı anlaşılır. Ayrıca ilaç tedavisiyle bezin veya nodülün ne kadar küçüldüğünü veya küçülmediğini  daha iyi anlamamızda bize yol gösterir.  Nodül kan akımının Doppler ultrason ile incelenmesi nodüllerin iyi huylu veya kötü huylu olup olmadığı konusunda ek bilgi verir.

            c) Tiroid sintigrafisi :

            Damardan teknesyum denilen  radyoaktif bir madde  verilerek tiroid bezinin filminin çekilmesidir. Damardan  teknesyum ilacı verildikten sonra  kamera altına yatarsınız ve bu kamera  teknesyum maddesinin tiroid bezi tarafından ne kadar tutulduğunu saptayarak  tiroid bezinin filmi ortaya çıkar.  Radyoaktif madde verildiğinden sintigrafi  gebelerde  yapılmaz. Sintigrafi ile nodülün sıcak mı, soğuk mu olduğu anlaşılır. Bu tetkik ile alınan radyasyon sadece birkaç röntgen filmi çektirmekle aynı ayarda olup endişeye gerek yoktur.

            d) Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi :

            Tiroid bezinde saptanan nodüllerde kanser olup olmadığını anlamak için yapılır. Nodülü olan tüm hastalara yapılması gereken bir tetkiktir. Biyopsi sonucuna göre ilaç tedavisi veya ameliyat kararı verileceğinden yapılması çok önemlidir. . Oldukça basit, yapılması kolay ve ağrı oluşturmayan  bir tetkiktir. Damardan kan almak için kullanılan bildiğimiz plastik enjektörlerle yapılır. Damardan kan alınır gibi tiroid bezindeki nodülden  plastik enjektörle parça alınır. Alınan hücreler patoloji bölümünde mikroskop altında  incelenerek kanser veya iltihap olup olmadığı araştırılır. Biyopsi koldaki damardan kan alınması gibi kolay bir işlemdir. Korkulmaması gerekir.  Ameliyat değildir. Unutmayınız ki, nodülünüzün kanserli olup olmadığını kesin olarak ortaya koyabilecek başka bir yöntem yoktur.  Bazen biyopsi ile yeteri kadar parça veya hücre gelmeyebilir. O zaman biyopsiyi tekrarlamak gerekir

 

 HİPOFİZ BEZİ VE HORMONLARI

Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer olarak  her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında bulunan  kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir. Ağırlığı ortalama 600 mg kadar olup kuru fasulye gibi oval, simetrik, kırmızı-kahverengi renktedir.  Kadınlarda erkeklerden biraz daha büyüktür.    

 Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön Hipofiz’’ veya tıp dilinde adenohipofiz denir.  Arka kısmına ‘’arka hipofiz’’ veya tıp dilinde posterior hipofiz denir.  Ön bölüm hipofizin %75-80’nini oluşturur.

Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.

Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:

  1. FSH (Follikül stimüle edici hormon)
  2. LH (lüteinize edici hormon)
  3. Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
  4. Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
  5. ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
  6. TSH (tiroid stimüle edici hormon)

Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:

  1. ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
  2. Oksitosin

 

Hipotalamus-Hipofiz-Salgı Bezi Aksı

Yukarıda anlatıldığı şekilde hormonların salınımı için önce hipotalamustan bazı hormonlar salgılanmakta bunlar hipofize gelerek bu defa  hipofizden diğer hormonları salgılatmaktadır. İkinci adımda ise hipofizden salgılanan hormonlar vücuttaki salgı bezlerine giderek o bezlerden bazı hormonların salgılanmasını sağlamaktadır. İşte hipotalamus-hipofiz-salgı bezi ekseni dediğimiz bu yol sayesinde hormonlar  gün içinde salgılanmaktadır. Hangi hormonunun hangi hormonu salgılattığını aşağıdaki tabloda şöyle özetleyebiliriz:

 

 

Hipofiz Hormonlarının Etkileri:

1) FSH ve LH:

FSH ve LH hormonları erkek ve kadında üreme organlarına etki ederler ve bu sayede cinsel hormonların yapımını, cinsel farklılaşmayı ve kadında yumurta, erkekte ise sperm gelişimini sağlar.

 FSH erkekte testiste bulunan  sertoli hücrelerine ve spermin yapıldığı seminifer tüplere etki eder.  FSH’nin etkisiyle sertoli hücresinden inhibin adında bir hormon salgılanır ve FSH hormonunun hipofizden fazla salgılanmasını önler. FSH testiste bulunan seminifer tüplerinde  sperm gelişimini sağlar. LH  hormonu ise  testiste bulunan leydig hücrelere etki eder ve bu hücrelerden testosteron adı verilen erkeklik hormonunu salgılatır.  Sperm hücrelerinin gelişiminde hem FSH hem LH hormonu etkilidir.

Kadınlarda ise FSH hormonu yumurtalıkta bulunan granuloza hücrelerine etki ederek  östrojen hormonunu salgılatır.  LH hormonu ise yumurtalıkta bulunan teka hücrelerine etki  ederek  androjen denen bazı hormonlar üretir ve bunlar sonra yine östrojene dönüşür. LH hormonunun ana etkisi  yumurtlamanın sağlanmasıdır. Oluşan yumurtlama sonrası oluşan korpus luteumdan ise progesteron hormonu salgılanması LH hormonu ile sağlanır.

FSH ve LH hormonu pulsasyon halinde salgılanarak etki ederler. Yani salınım hep aynı düzende değildir.

FSH ve LH hormonlarının salınımı hipotalamustan salgılanan GnRH hormonu sayesinde olur.  Vücutta seks hormonları dediğimiz testosteron ve östrojen azalınca GnRH salınımı olur ve hipofizden FSH ve LH salgılanır.  Ergenlik (tıp dilinde puberte) başlayınca bu hormonların salınımı artar ve ergenlik oluşur. Yani erkekte sakal, bıyık çıkması, penis ve testislerde büyüme, ses kalınlaşması, koltuk altı kıllanma ve penis etrafının kıllanması oluşur. Kızlarda ise adet başlaması ve  memelerin büyümesi oluşur. Kızlarda ergenlik 9-13 yaşları arasında, erkeklerde 12-14 yaşları arasında olur.

FSH ve LH salını adet boyunca değişiklik gösterir. Yumurtlama öncesi artan östrojen hormonu sayesinde FSH en yüksek seviyesine çıkar.  Kadınlarda menopoz döneminde FSH ve LH hormonu yükselir.

Erkeklerde ise FSH ve LH hormonu yaşla birlikte hafif artar ve testosteron hormonu azalır.

2)      TSH (Tiroid Stimüle Edici Hormon)

 

TSH hormonunun  hipofizden salgılanmasını hipotamustan  salgılanan TRH hormonu sağlar. TSH hormonu kana karışarak  boynumuzda bulunan tiroid bezine gider ve onun her türlü çalışmasını ayarlar. Tiroid bezinin kandan iyod alması, tiroid hormonlarının yapımı ve bezden salgılanması ve tiroid bezinin büyümesi hep TSH hormonu sayesinde olur. Kanda T3 ve T4 hormonları azalınca hipofizden TSH salınımı artar. Eğer kanda T3 ve T4 hormonları fazlaysa TSH salgısı azalır. Pulsasyon yaparak salgılanan TSH hormonu geceleri biraz daha fazla salgılanır. Normalde kanda  1-5 IU/L arasında bulunur.

3)    Prolaktin

Prolaktin hipofizden salgılanan ve süt hormonu olarak bilinen hormondur. Prolaktin hormonu stres durumunda, göğüs duvarının hasarında ve gebelikte kanda yükselir. Normalde kanda 15-20 ng/ml arasında değişir.

Prolaktin hormonunun görevi süt salgısını başlatmak ve devam ettirmektir.  Gebelikte prolaktin yüksek olduğu halde süt salgısının olmaması kanda artan östrojen ve progesteron hormonlarının  süt salgılanmasını önlemesi nedeniyledir. Doğumla birlikte bu hormonların birden azalması süt salgılanmasını başlatır. Oksitosin isimli hormon da sütün memeden çıkmasını sağlar. Prolaktin etkisiyle FSH ve LH hormon salınımı  azaldığından emzirme döneminde yumurtlama olmaz. Prolaktin fazlalığı bazı hastalıklar yaparsa da prolaktin azlığının kadınlarda adetleri bozduğu biliniyor. Erkeklerde prolaktin azlığının etkileri bilinmiyor.

4)    Büyüme Hormonu

Tıp dilinde büyüme hormonuna growth hormon adı verilir. Büyüme hormonunun salgılanması hipotalamustan  salgılanan GHRH isimli hormonun sayesinde artarken hipotalamustan salgılanan somatostatin isimli hormonun salgılanmasıyla azalır.  Ayrıca beslenme, seks hormonları ve bazı büyüme faktörleri de büyüme hormonunun salgılanmasını etkiler. Mideden salgılanan ve iştah üzerine etkili olan Ghrelin isimli hormon da büyüme hormonunu artırır. Bu hormon GHRH’un bağlandığı reseptörlere bağlanır.

Büyüme hormonu salgısı gece artar, gündüz azalır. Uyku, stres, kan şekeri düşüklüğü, açlık,  kanda üre yüksekliği ve siroz durumunda büyüme hormonu kanda artar.  Uykunun başlangıcında büyüme hormonu salgısı maksimum düzeye çıkar.

Yaşın ilerlemesiyle büyüme hormonu salgısı azalır.

Kan şekerinin yükselmesi, şişmanlık, tiroid hormon azalması, kanda kortizol artması ise büyüme hormonu salgılanmasını azaltır.

Büyüme hormonu kana karışarak karaciğere gelir ve oradan IGF-1 isimli hormonu salgılatır.  IGF-1 hormonu fazla salgılanırsa büyüme hormonu salgısını önler. IGF-1 karaciğerden başka böbrek, bağırsaklar ve kıkırdak dokusunda da yapılır. IGF-1 hormonu sayesinde kas, kıkırdak ve kemik büyümesi sağlanır. Bu sayede boy uzar. 

 

5)    ACTH

ACTH hormonuna tıp dilinde kortikotropin hormon adı da verilir. Hipofiz ön kısmından salgılanır.  ACTH salgılanmadan önce proopiomelanokortin isimli büyük bir moloküldür. Bu parçalanınca ACTH oluştuğu gibi ciltte pigmentleşmeyi sağlayan beta-MSH, beta –endorfin gibi hormonlar da oluşur.

         Hipofizden ACTH salınması için hipotalamustan CRH isimli hormonun salgılanması gerekir. CRH hormonunun etkisiyle ACTH salınmaktadır.  Gıda alımı ACTH salınımını artırır.

  ACTH hormonu hipofizden salgılandıktan sonra kan yoluyla böbreküstü bezlerine gelir. Böbreküstü bezlerine adrenal bez adı da verilir.  Bu bezler sağ ve sol olmak üzere iki adettir.  İşte ACTH  adrenal bezinden bazı hormonların salgılanmasını artırır. Bunlardan

Psikolojik ve fiziksel stresler, ağrı, travma, oksijen azlığı, kan şekeri düşmesi, soğuk, ameliyat, depresyon, ateş yükselmesi kortizol ve ACTH salınımını artırır.

Kanda kortizol artarsa ACTH salınımı azalır. Tersine kanda kortizol artarsa ACTH salınımı artar.

        

6)    ADH

ADH veya açık adıyla  ‘’antidiüretik hormon’’ (ADH) hipotalamusta yapılıp oradan sinir hücreleriyle arka hipofize taşınır ve buradan kana salgılanır.  Bu hormona vazopressin adı da verilir. Vücudun su dengesini sağlar. Böbreklere etki ederek  süzülen kanın geri emilmesini sağlar.  ADH hormonu ayrıca damarların kasılması ve kalp üzerinde de etkilidir.

7)    Oksitosin

Oksitosin hormonu ADH gibi hipotalamusta yapılır ve yine onun gibi sinir hücreleriyle arka hipofize taşınarak oradan salınır. Oksitosin memedeki kasılmayı sağlayarak sütün memeden çıkmasını sağlar.

 

 

HİPOTALAMUS  VE HORMONLAR

 

Hipotalamus beyinde bulunan bir organımızdır ve bazı hormonlar salgılar. Beyinde hipotalamus dışındaki bölgelerde sinirler arasında haberleşmeyi sağlayan ve tıp dilinde nörotransmitter adı verilen hormonlar vardır. Hipotalamus 4 gram ağırlığındadır.

Hipotalamus, önbeyin ve beyin sapı arasında iç organlar, hormonlar  ve davranışlarımızın kontrol edildiği çok yoğun sinirsel ağların bulunduğu önemli bir geçiş bölgesidir. Hipotalamusta 20’den fazla çekirdek vardır ve her birinin ayrı görevi vardır.

 Hipotalamusun esas görevi, vücudun metabolik olarak dengede kalmasını sağlamaktır. Bu nedenle hipotalamus  kan basıncı, vücut ısısı, sıvı-elektrolit dengesi ve vücut ağırlığını ayarlar.

Hipotalamus vücut dengesini sağlayabilmek için çevre doku ve organlardan çeşitli uyarılar alır. Bu uyarılar şunlardır:

  • Tüm iç organlardan gelen sinyaller (kan basıncı,  bağırsak genişlemesi)
  • Vücut ısısına ait uyarılar
  • Optik sinir yoluyla  gözden  gelen (aydınlık/karanlık ile ilgili günlük ritm) belirleyen uyarılar
  • Kan basıncıyla ilgili uyarılar
  • Zehirli maddeleri algılayıp kusmayı  başlatmak üzere gelen uyarılar,
  • Yeme ve üreme gibi davranışları düzenlemek üzere gelen uyarılardır.
  • Isı algılayıcıları ve basınç algılayıcıları

 

 

     Hipotalamusun kendi içinde yer alan  reseptörleri  vardır ve vücut ısısı ve elektrolit dengesi değişikliklerinde uyarılar gönderirler. Tüm bu uyaranlara karşı hipotalamus; sinirler yoluyla ve hormon sinyalleri göndererek dengeyi sağlar.

Sinir uyarıları; kalp hızı, damarların kasılması sindirim, terleme gibi fonksiyonların düzenlenmesini sağlar.  Hormon sinyalleri ise kimyasal sinyallerdir, kan yoluyla iletilir.

Hipotalamusun üçüncü ventrikül adı verilen bir bölgesinde oksitosin ve vazopressin isimli hormonlar yapılır ve hipofiz bezinin arka tarafına sinirlerle taşınır. 

Hipotalamustan salgılanan diğer hormonlar ise hipofiz bezinin ön tarafına gider ve oradan hormon salgılatır.

Hipotalamus  salgıladığı hormonlar ile hipofiz bezinden başka hormonların salgılanmasını sağlar.

 Bu hormonlar ile hipotalamus, vücuttaki tüm hormon salgılayan  bezleri kontrol ederek; kan basıncının, vücut ısısının ve metabolizmanın dengede kalmasını sağlar.

 

Hipotalamustan Salgılanan Hormonlar:

 

Hipotalamustan bazı hormonlar salgılanır ve  bunların görevi hipofizden hormon salgılanmasını sağlamaktır.

Bu hormonlara düzenleyici hormon veya faktör denir. Bunlar:

  1. GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden FSH ve LH hormonlarını salgılatır
  2. GHRH (Growth hormon salgılatıcı hormon): Hipofizden büyüme hormonu (diğer adı growth hormon) salgılatır
  3. TRH (TSH salgılatıcı hormon): Hipofizden TSH hormonu salgılatır.
  4. CRH (Kortikotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden ACTH  hormonu (diğer adı kortikotropin) salgılatır)
  5. PİH (Prolaktin inhibe edici hormon): Buna dopamin adı da verilir. Hipofizden prolaktin salgılanmasını önler
  6. Somatostatin: Hipofizden salgılanan büyüme hormonu ve TSH hormonunun salgılanmasını önler.  Somatostatin ayrıca pankreastan, bağırsak içindeki zardan (mukoza), tiroid bezindeki parafolliküler C hücrelerinden de salgılanır. Büyüme hormonu dışında insülin, glukagon, gastrin, sekretin gibi birçok hormonun salgılanmasını önler.
  7. Oksitosin
  8. Antidiüretik hormon (ADH).

 

 

 

Hipotalamusun Diğer Görevleri:

  • Kan basıncını dengede tutmak için su içme ve tuzlu yeme isteği veya isteksizliği oluşturmak
  • Vücut ısını dengede tutmak
  • Enerji metabolizmasını dengede tutmak için beslenme, sindirim ve metabolizma hızını düzenlemek
  • Üremeyi sağlamak için çiftleşme, gebelik ve süt salgısını sağlamak
  • Strese karşı acil cevabı oluşturmak için kas ve dokulara kan akımını ve adrenal bezlerin salgısını sağlayarak.

 

Vücut Isısının Düzenlenmesi:

Vücut fonksiyonlarının normal olarak sürdürülebilmesi için vücut ısınsın belli bir aralıkta tutulması gerekir. Hipotalamus metabolizma hızına  bağlı olarak ortaya çıkan ve bazen de çevresel etki ile yükselen vücut sıcaklığını, ısı kaybını sağlayarak ortalama 37 C  olmak üzere dengede tutar. Vücut ısısı artışına hipotalamus yoluyla damar genişlemesi ve terleme, ısı düşmelerine ise titreme ve  damarların kasılmasını sağlayarak cevap verilir.

 

 İştahın düzenlenmesi

Hipotalamusta beslenme merkezi ile doyma merkezi vardır. Bunlardaki hastalıklar aşırı kiloya neden olabilir.  İştahı artıran ve azaltan birçok hormon bu merkezlere etki ederek iştahı azaltır veya artırır.

 

Psikolojik durum, Davranış ve Libido Üzerine Etkisi

Duygu durumu beyindeki bazı bölümler ve hipotalamusun da içinde olduğu geniş bir ağ tarafından belirlenir. Hipotalamusun özellikle saldırgan davranışlar ve cinsel duygulardan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hipotalamusun  arka bölgesi uyarıldığında korku ve panik, mamillar  bölümü  uyarıldığında ise uyuklama ve apati gelişmektedir.

Hipotalamik hasarda genellikle GnRH düzeyi düşer ve libido azalır. Hiperseksüalite ise nadir görülen bir bulgudur.

 

Hafıza ve Uyku Üzerine Etkisi

Hipotalamik hasarı olan çoğu hastada kısa veya uzun döneme ait hafıza kusurları ve hatırlama güçlüğü gelişmektedir.

Hipotalamus-ortabeyin kavşağı uyku ve uyanıklık için çok önemli bir bölgedir. Ön hipotalamusda “uyku merkezinin” yer aldığı ve bu bölge hasarında hiperaktivite ve uykusuzluk geliştiği düşünülmektedir. Hipotalamik bölge hasarlarında ya aşırı uykusuzluk ya da somnolans (uyku hali)  gelişmektedir.

 

Diğer etkileri:

A) Kalp Üzerine Etkileri: Ön hipotalamusdaki  bölge uyarıldığında nabız sayısında azalma ve tansiyon düşmesi (hipotansiyon) olur. Duygu durumuna bağlı gelişen tansiyon artması (hipertansiyon), aritmi gibi pek çok kalp hastalığının  hipotalamus tarafından düzenlendiği düşünülmektedir.

B) Solunum: Nörojenik akciğer ödemi (sıvı birikmesi)  hipotalamustan kaynaklanan artmış sempatik aktivite nedeniyle gelişebilmektedir. Bu vakalarda  tansiyon yüksekliği  mevcuttur ve bunun beyin  kaynaklı olduğu düşünülmektedir.

C) Mide-bağırsak sistemine etkisi: Hayvanlar üzerinde yapılan çeşitli çalışmalarda sürekli hipotalamik uyarının mide asit salgısını artırıp, midede ülserasyon ve kanamaya neden olduğu belirlenmiştir. Özellikle hipotalamusun tüberal bölgesinin hasarlarında midede  erozyon ve kanama, yaygın yemek borusu alt kısmı ülserleri ve bu organlarda delinme gelişebilmektedir.

 

                    

 

İŞTAHIN HORMONLARLA KONTROLÜ

 

Günlük yaşantımızda bize basit gibi gelen yemek yemeye başlama ve doygunluk hissi duyarak yemeği kesmemiz, aslında üzerinde uzun yıllardır  araştırma yapılan ve hâlâ önemli bir kısmı tam anlamıyla bilinmeyen bir olaydır.  Yemeğe başlama olayında  öğrenilmiş davranışlar, vücuttan gelen uyarılar, psikolojik etkiler, gıdanın  görünümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam ve çevre değişiklikleri  etkindir ve bunların hiçbirinin hormonlarla ilgisi yoktur. İnsanlar açlık hissi duymadan da yemek yemektedirler.

Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir olaydır. Yemeğin sonlandırılması ise  hormonlarla sağlanır. Yemek yedikten sonra midenin şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan hormonlar doygunluk hissi  yaratarak yemeği sonlandırırlar.

 Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili olur. Proteinler daha fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla doygunluk sağlamaz. Tersine, yemeğin yağlı olması,  yemeğin tadını artırarak daha fazla yemek yenmesine yol açar.  Posalı gıdalar ise kişileri daha fazla tok tutar.

Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve sonlandırılması vücudumuzdan beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle olur.  Bu sinyal veya uyarılardan bazıları şunlardır:

 

  • Beynimizin  hipotalamus bölgesinden salgılanan  bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler
  • Yemek yiyince kanda artan  insülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler
  • Yağ dokularından salgılanan   ve beyine etki eden  leptin hormonu
  • Kan şekerinin azalması veya artması beyine etki ederek iştahı azaltır veya artırır
  • Vücudumuzdaki sinir dokularıyla  beyine  ulaştırılan  iştah ile ilgili bazı   sinyaller
  • Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyine etki etmesi

 

 

Yukarıda belirtildiği gibi gerek beyinden salgılanan hormonlar gerekse bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar  yeme olayında etkili olmaktadır. Bu nedenle yeme olayının başlaması ve sonlandırılması  çok karmaşık bir olaydır.

Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki bazı bölgeleri harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır.  Ancak kandaki şeker düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında düzenleme ve böylece  yeme davranışı oluşur.  Bu sinyallerdeki küçük bir hata, aşırı beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır.

 Beynimizin hipotalamus bölgesinde, iştahın düzenlenmesinde rol alan  hormonlar daha yeni ortaya çıkarılabilmiştir, ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir hormon saptanmaktadır. 

 

Beynimizde Bulunan Açlık ve Tokluk Merkezleri

 

Beynimizin hipotalamus bölgesinde ‘arkuat nukleus’ denen bir bölge vardır ve bu  bölge  vücudumuzdan gelen uyarı veya sinyalleri alan ve bunları  beynin diğer merkezlerine yönlendiren  ve beslenmeyi düzenleyen bir doyum merkezidir. Beynimizin bu bölgesine vücudumuzdan salgılanarak buraya kan yoluyla gelen leptin ve insülin gibi hormonlar etki ederek iştah üzerinde etkili olurlar.  Hipotalamus’un yan bölümleri ise bir yemek yeme merkezidir ve  bu merkezin hasara uğraması durumunda açlık, aşırı yeme  ve sonunda fazla kiloluluk ortaya çıkar.  

             

 

Açlık ve Tokluk Sırasında Salgılanan Hormonlar

 

Hormonlarla ilgili yeni keşifler, insanların nasıl acıktığı veya nasıl tokluk duyduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Bununla birlikte insanların neden yemek yediği, bu hormonlarla kısmen açıklanabilmektedir. İnsanlar vücut ihtiyaç duyduğu için, psikolojik nedenlerle veya bilinmeyen başka nedenlerle yemek yerler. 

En  azından bir düzine hormon açlık ve tokluk hissi yaratmaktadır. Son yapılan keşifler kalın bağırsaktan salgılanan PYY3-36 isimli bir hormonun  doygunluk hissi verdiğini, mideden salgılanan Ghrelin isimli hormonun yemek öncesi kanda hızla artarak yemeyi başlattığını göstermiştir. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormon ise iştah konusunda ve kilo alıp vermede insülin hormonu ile birlikte kilit bir rol oynamaktadır. Bu hormonları kontrol edebilirsek kilo vermede veya fazla kilolu olmanın tedavisinde büyük adımlar atılmış olacaktır.

İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı, kurabiye gibi gıdalar,  yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık  hissi duymamıza neden olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür.  Bazı bilim adamları ise insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin posalı  gıdalar, meyve ve sebzelerden  oluşmasının kilo kaybında önemli olduğunu ileri sürmektedirler.

            Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon  karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla  düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de dengelenmeye çalışılır. Ancak  vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm olmaz.  Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker  fazla olunca yağ halinde depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez.  Bu nedenle şeker azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar. Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan ketonlar da açlık hissini artırır.

             

 

Beyinde Oluşan, Mutluluk ve Doygunluk Hazzı Veren Serotonin Hormonu:

             İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan çok önemli bir hormon olan serotonin beyinde salgılanır. Yediğimiz karbonhidratlar insülin salgılanmasını uyarırken, serotonin hormonunda da geçici olarak aşırı bir salınmaya neden olurlar.  Beyinde serotonin azalınca tatlı şeylere hücum eder, tatlı yemek isteriz. Özellikle çikolatada bol bulunan triptofan  isimli aminoasit beyinde serotonine dönüşerek  mutluluk verir. Atıştırma ile  pankreas bezinden insülin salınır ve bu insülin serotoninin geçici olarak yükselmesini sağlar. Böylece fazla kiloluluk için bir tuzak olan bu atıştırmalar kilo almaya neden olur. Bu nedenle insülin ve serotoninin kontrol altına alınması kilo kaybı açısından çok önemlidir.  Stresli durumlarda da beyindeki serotonin azalır ve daha fazla serotonine ihtiyaç duyulduğundan atıştırmalar başlar. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişiler düzenli bir serotonin salgısı için  düzenli uyumalı  ve stresten uzak durmalıdır.

 

PİNEAL BEZ VE SALGILADIĞI  MELATONİN HORMONU

 

Melatonin  hormonu beyinde bulunan pineal bez ismindeki bir bezden salgılanır. Pineal bez 100-150 mg ağırlığındadır. Pineal bez salgıladığı melatonin ile vücudun gece gündüz farklılıklarına uyum göstermesini sağlar.

Melatonin hormonu pineal bezde triptofan aminoasidinin serotonine, onun da melatonine dönüşmesiyle oluşur. Melatonin hipotalamusta bulunan suprakiazmatik nukleusun kontrolü altında çalışır.

Gözdeki retina bölümü ışık durumunu beyine iletir ve buradaki suprakiazmatik nükleus ışık durumuna göre pineal bezden melatonin hormonu salgılatır.

Melatonin karanlıkta salgılanan bir hormondur. Yani melatonin gece salgılanır, gündüz ise salgılanmaz. Gece uzunluğu artınca melatonin salgısı da artar. Işık olunca melatonin salgısı azalır. 

Melatonin akşam  saat 21’den sonra  salgılanmaya başlar ve  gece saat 02.00-04.00 arası en fazla salgılanır ve  sabah  saat 07.00’ de salgılanması  azalır. Melatonin bu nedenle gece uyku getirir sabah ise uyanmaya katkıda bulunur.

Melatonin  hormonunun etkileri şunlardır.

  1. Uykuyu getirir, uyku sağlar,
  2. Ergenliği başlatır
  3. Üreme üzerinde etkilidir
  4. Vücut ısısını azaltır.
  5. Antioksidan etkisi vardır.

 

Melatonin ritmi sabit olduğundan uyku bozuklukları, vardiya değişiklikleri, jet lag araştırmalarında bilgi verir.

Uykusuzlukta melatonin salgısı bozulur. Eğer melatonin gündüz salgılanırsa gündüz uyuklama, gece uyuyamama oluşur. Bu kişiler atenolol adlı ilacı alınca melatonin azalır ve uyku durumu düzelir.

Ergenlik oluşuncaya kadar melatonin kanda artar ve ergenlik oluşmasından hemen önce azalır ve ergenlik başlar. O yüzden melatonin ergenliğin başlamasında önemli rol oynamaktadır. Melatonin düzeyleri 35-40 yaşına kadar sabit kaldıktan sonra yaşlılıkta azalır.

Melatonin çok düşük dozlarda alınırsa doğurganlığı arttırmaktadır.

Günde 6.6 gr melatonin tedavisinin parkinson, depresyon ve şizofrenide faydası olmamıştır. Fazla  alınınca  gündüz uyku ve karın ağrısı olmuştur.

Melatoninin 0.3-240 mg /gün dozunda  ağızdan alınınca   uyku getirmiş ve  prolaktin hormonunu artırmıştır.

Hayvanlarda yapılan çalışmalarda  antioksidan etkinliği gözlenmiştir. İnsanlarda antioksidan etkisiyle ilgili çalışma veya bilgi yoktur.

2-5 mg gibi düşük dozlarda akşama doğru alınınca uyku getirir, prolaktin azalır ve vücut ısısını azaltır.

Jet lag için faydalıdır. Melatonin  tablet uçuştan bir gün önce saat 15.00’de  0.5 mg alınır ve uçuştan sonra  vardığınız gün saat 18.00’de alınır.  Doğudan batıya gidiyorsanız sabah uyandığınızda melatonin alın. Gözleri görmeyen (kör)  kişilerde uykusuzluk için melatonin faydalı olmaktadır.

Kanser üzerine yapılan  hayvan çalışmalarında kanser hücrelerinde  etkili olduğu  gösterilmiştir. İmmun sistemi (bağışıklık sistemini) desteklemektedir.

Melatonin  hormonunun  vücudumuzda etki yerleri şunlardır:

  1. Göz dibindeki retina,
  2. Hipotalamustaki suprakiazmatik nükleus adı verilen bir çekirdek
  3. Hipofiz bezi
  4. Hipotalamus

 

 

Web Hosting Companies