ENDOKRINOLOJI UZMANI PROF DR METIN OZATA

HORMONLAR VE ENDOKRIN PROF DR METIN OZATA

HORMONLAR VE GÖREVLERI

Hormonlar vücut agirligi, metabolizma, istah, büyüme, gelisme, seks ve üreme faaliyetleri gibi birçok önemli olayi etkileyen yasamsal öneme sahip kimyasal maddelerdir. Vücudumuzdaki salgi bezlerinden salgilandigi gibi diger hücrelerden de salgilanan hormonlar genellikle kan yoluyla tasinarak etki edecegi organlara ulasir ve orada etkilerini gösterirler. Hücreler arasi iletisimi saglayan hormonlar etkilerini gösterdikleri hücreye nasil davranacagini anlatir. Çok az miktarda salgilanmasina ragmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.

Hormonlar vücudumuzun gelisme, metabolizma, büyüme, üreme, seks, duygu durumu, adet görme, istah, sindirim ve vücut isisi gibi yasamsal faaliyetlerini ayarlar.
Boy kisaligi, seker hastaligi, kilo alma, tansiyon yüksekligi, tüylenme, kemik erimesi, adet bozuklugu, böbrek tasi, ereksiyon problemi, kolesterol yüksekligi, depresyon, sinirlilik, kansizlik, yorgunluk ve halsizlik gibi sik görülen hastalik ve belirtilerin temelinde hormon dengesizligi vardir.


Hormonlarin Görevleri:
Hormonlarin baslica görevleri 3 ana grupta ele alinabilir:
· Büyüme ve farklilasma
· Vücut dengesinin saglanmasi
· Üreme

Çok sayida hormon büyüme olayinda etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonlari bunlarin en önemlisidir.
Vücut dengesinin saglanmasinda ise birçok hormon görev alir. Bu hormonlar ve görevleri sunlardir:
· Tiroid hormonlari ® çogu dokuda bazal metabolizmanin %25’ini kontrol eder
· Kortizol ® kendisinin dogrudan etkilerinden baska birçok hormonun etkisini de kolaylastirir
· Paratiroid hormonu ® kalsiyum ve fosfor dengesini saglar
· Vazopressin ® vücut su dengesini saglar
· Aldosteron ® vücut sivi miktari ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
· Insülin ® açlik ve toklukta kan sekerinin normal olmasini saglar
Kan sekeri düsünce vücudumuz buna hormonsal tepki vererek kan sekerini artirmaya çalisir. Açlikta ve kan sekerinin düstügü durumlarda insülin salinimi azalir. Buna bagli olarak dokularin glukoz alimi azalirken karacigerden glukoz (seker) üretimi artar.
Vücuttan su atilmasi esas olarak vazopressin isimli hormon tarafindan kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonlari da bu konuda etkilidir.
Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini saglarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artirir. D vitamini ise bagirsaklardan kalsiyum emilimini artirir, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artmasi ise paratiroid hormon salgilanmasini azaltir..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin siddeti, akut (ani) veya kronik (devamli-süregen) olusuna göre, çok sayida hormonu harekete geçirir.
Travma veya sok gibi siddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dedigimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladigi kan miktari çogalir, kan basinci ve glukoz (seker) yapimi artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve kortizol hormon yapimini artirir. Artan kortizol kan basincinin devamliligini saglar.

Hormonlar üreme islevini de düzenler. Üreme islevi cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelisme, gebelik, süt verme, çocuk yetistirme ve menopoz gibi degisik asamalari kapsar. Bu asamalarin her birinde çok sayida hormon birlikte ve düzen içinde çalisir.
Hormonlarin üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örnegi ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar yumurtaliktaki yumurtalarin (folliküllerin) olgunlasmasini uyarir. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonlari giderek artar.

Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgilamaya hazir hale gelmesini saglar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt gelmesine etkilidir.


Hormonlarin Yapildigi Bezler:

Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalik ve testislerde yapilir ve salgilanir. Bundan baska beyinde, bagirsaklarda da hormon üretimi olmaktadir.

Hormon üretildigi hücreden etki edecegi dokuya (hedef dokuya) tasinmasi gerekir.
Hormonlarin adlandirilmasi genellikle ilk bulunduklari dokuya veya major etkilerine göre yapilmistir. Ancak, günümüzde ayni hormonun farkli dokularda üretildigi bilinmektedir.

Hormonlarin Salgilanmasi ve Tasinmasi

Hormonlar salgi bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salinir. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler. Hormonlar bezlerden kana salgilanir. Tiroid hormonu T4 hücrede etki etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüsür. Testosteron hormonu yine hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.

Hormonlar kanda bazi proteinlere baglanarak tasinir Çok azi ise serbest halde bulunur. Seks hormonlari SHBG proteinine baglanir, tiroid hormonlari TBG proteinine baglanir.

Reseptör Nedir?

Hormonlarin hücrede baglandiklari yapiya ‘’reseptör’’ denir. Hormonlarin biyolojik etkileri bu reseptörlere baglandiktan sonra olusur. Reseptörleri kilit olarak düsünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azindan 2 farkli fonksiyonel bölümü vardir. Bunlardan biri hormonu taniyan ve ona baglanan “tanima bölgesi”, ikincisi ise uyarimi ileten “uyari iletim bölgesi”dir. Reseptörün tanima bölgesi hormonla üç boyutlu baglanti kurabilecek özel bir yapi gösterir. Hormon ile reseptör baglanma bölgesi arasindaki uyum baglanmanin derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon reseptör baglanmasi ve dolayisiyla hormonun etki olusturmasi o oranda güçlü olacaktir. Hormonun reseptörüne baglandiktan sonra uyari iletimi iki sekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapili hormonlar ile katekolaminler hücre zarinda yerlesmis reseptörlere baglanirlar. Bu baglanma sonrasi meydana gelen uyari hücre içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonlari ve diger bazi hormonlar ise hücre içi reseptörlere baglanarak etki gösterirler.


Hormonlar Birbiriyle Etkilesir Mi?

Hormonlar birbirleriyle etkilesim içindedir. Vücudun dengesi bu etkilesim sayesinde saglanir. Günlük yasamimizda biz yerken, istirahat ederken ve çalisirken bazi hormonlar artarken digerleri azalir. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre degisiklik gösterir.


Hormonlar Nasil Ölçülür?

Hormonlar kandan ölçülebildigi gibi idrardan veya tükrük salgisindan da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastaliklari bazi durumlarda anlasilamaz ve bu nedenle bazi testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskilama testleri adi veriyoruz.

Hormon sözcüğü “uyarmak, harekete geçirmek” anlamına gelmektedir. Hormonlar vücudumuzdaki büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun sağlıklı olarak  görev yapmasını sağlayan kimyasal  habercilerdir.  Hormonlar vücudumuzdaki  salgı bezlerinden salgılanarak kan yoluyla diğer dokulara taşınır ve etkilerini gösterirler. Miktar olarak çok az salgılanmasına karşın kuvvetli etkileri vardır. Bu nedenle bir tür haberci olarak görev yaparlar. Taşındıkları hücreye nasıl davranması gerektiğini anlatırlar.  Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.

 Yirmi beş yıl önce 20 kadar hormon bilinmekteyken bugün  200’den fazla hormon  keşfedilmiştir. Bugün artık beyin, bağırsaklar ve kalbin hormon ürettiği gösterilmiştir.

 

Hormonların Tipleri Nelerdir?

 

Hormonlar kimyasal yapı olarak steroid yapısında veya protein yapısında olurlar. Steroid hormonlar  kolesterolden yapılan ve ağızdan alındığında midede etkinlikleri kaybolmayan hormonlardır.  Örneğin doğum kontrol ilaçlarında bulunan hormonlar steroid yapısındadır ve ağızdan alınınca bozulmaz. Buna karşılık protein yapısında olan hormonlar ağızdan alındığında midede parçalanır ve etkisini kaybeder. Bu nedenle protein yapısındaki hormonlar ilaç olarak ağızdan alınamaz ve enjeksiyonla yapılır. Örneğin insülin hormonu protein yapısında olup ağızdan alınamaz ve enjeksiyon yapılır.

 

Hormonların Görevleri:

Hormonların  başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:

  • Büyüme ve farklılaşma
  • Vücut dengesinin sağlanması
  • Üreme

 

Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.

Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:

  • Tiroid hormonları  çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
  • Kortizol  kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
  • Paratiroid hormonu kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
  • Vazopressin  vücut su dengesini sağlar
  • Aldosteron vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
  • İnsülin açlık ve toklukta  kan şekerinin normal olmasını sağlar

 Kan şekeri düşünce  vücudumuz buna  hormonsal tepki vererek  kan şekerini artırmaya çalışır.  Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz alımı azalırken  karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.

Vücuttan su atılması  esas olarak vazopressin  isimli hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonları da bu konuda etkilidir.

Paratiroid hormonu ve  D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan  kalsiyum emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini  kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise  paratiroid hormon salgılanmasını  azaltır..

Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin şiddeti, akut (ani)  veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok sayıda hormonu harekete geçirir.

Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve  kortizol  hormon yapımını  artırır. Artan kortizol kan basıncının devamlılığını sağlar.

Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi  cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.

Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur).  Adet döneminin  erken  (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar  yumurtalıktaki   yumurtaların (folliküllerin) olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron  hormonları giderek artar.

Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya hazır hale gelmesini sağlar.  Oksitosin  isimli hormon ise memeden  süt gelmesine etkilidir.

Hormonların Yapıldığı Bezler:

Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde  yapılır ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır.

         Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.

Hormonların adlandırılması genellikle ilk bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak, günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.

 

Hormonların Salgılanması ve Taşınması

         Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.

         Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.

 

 

Reseptör Nedir?

Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir.

Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak düşünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede etkilerini gösterirler.

Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “tanıma bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “uyarı iletim bölgesi”dir. Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu bağlantı kurabilecek özel bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun etki oluşturması o oranda güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne bağlandıktan sonra uyarı iletimi iki şekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapılı hormonlar ile katekolaminler hücre zarında yerleşmiş reseptörlere bağlanırlar. Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonları ve diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere bağlanarak etki gösterirler.

Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?

Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken, istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi  vücudun durumuna göre değişiklik gösterir.

Hormonlar Nasıl Ölçülür?

Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir.  Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz.

Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi

Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde de etkilidir.  Özellikle kortizon ve  seks  hormonları bağışıklık sistemine etki ederler.  Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH, prolaktin gibi hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği bazı maddeler de hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar dediğimiz bir hastalık grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu ortaya çıkar ve salgı bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları oluşur. Bunlara örnek Tip 1 şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı (tiroid bezi aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü bezi yetersizliği) hastalığıdır.    

Hormonlar ve Sinir Sistemi

         Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır.  Beyindeki sinir hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda beyinde salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.

          

Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması

Hormon  hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana gelir

  1. Hormon yapım fazlalığı
  2. Hormon yapım azlığı
  3. Hormon direnci durumları

Hormon yapım  fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve  iltihabi nedenlerle oluşur

Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya  bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.

Hormon direnci ise hormonun hücrede etki edememesidir.

Hormonların Ritmik Salınımı  ve Vücut Saati

Vücuttaki hormonların salgılanması uyku-uyanma olayından etkilendiği gibi suprakiasmatik nukleus denen bir çekirdekten de etkilenir. Vücut farklı hormonlara farklı zamanlarda ihtiyaç duyar. Bunun ayarlanması  hipotalamusta  bulunan suprakiasmatik nukleus tarafından sağlanır. Bu saat vücuda sinyaller göndererek hormonların üretimini sağlar.

 

B) Stres ve Hormonlar

 

Stres, insanın çeşitli bedensel ve ruhsal zorlanmalar karşısında ortaya çıkan  tepkiler bütünüdür. Stres yapan durumlar kişilere göre farklılık gösterebilir. Stres karşısında insan vücudu, sinir sistemini uyararak  ve çeşitli hormonlar salgılayarak cevap verir. Stres durumunda katekolamin denilen adrenalin ve noradrenalin, kortizol, endorfinler, büyüme hormonu, prolaktin ve testosteron hormon düzeylerinde değişiklikler görülebilir.

Beyinde bulunan  hipotalamus  isimli bölge böbrek üstü bezlerini uyararak buradan adrenalin ve kortizol homonlarının kana salınmasını sağlar. Bu hormonlar kalp hızını, solunum sayısını, kan basıncını ve metabolizmayı artırırlar. Kan akımı artar ve kaslar daha fazla kanlanarak vücudun harekete hazır hale gelmesini sağlar. Göz bebekleri genişler. Kan şekeri yükselir.Vücut sıcaklığını kontrol altında tutmak amacı ile terleme olur. Bütün bu gelişmeler strese cevap olarak vücudu uyanık tutmak ve her an harekete geçirmek içindir. Bazı zamanlarda stres uzar ve bu hormonlar uzun süreli salınır ve bu nedenle hipertansiyon ve ülser gibi komplikasyonlar gelişebilir.

Stres ayrıca  beyinde uyuşma hissi veren enkefalin ve  metenkefalin gibi opiyadlar ismi verilen hormonları artırır.  Bunlar  ağrı kesilmesine neden oldukları gibi yüksek dozlarda sakinlik ve  çakır keyif hali  yaparlar.

Büyüme hormonu da beyindeki hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. Psikolojik stres ve fiziksel egzersiz bu hormonda artışa neden olur. Prolaktin hormonu da hipofiz bezinden salgılanır ve normalde gebelikte meme büyümesi ve  süt salgısına neden olur. Psikolojik ve fiziksel stres de prolaktin düzeyini artırır fakat bu artış kortizol ve adrenalin kadar belirgin değildir.

Diğer hormonların aksine stresli durumlarda mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte testosteron  hormon düzeyi düşer.

Psikolojik stresin erken döneminde görülen hormonal değişikliklere uzun dönemde adaptasyon gelişir ve hormon düzeyleri normale döner.

 

 

C) HORMONLAR VE PSİKOLOJİ

         Hormonların psikoloji üzerine etkileri vardır. İyi olma hissini sağlayan başlıca hormonlar noradrenalin, dopamin ve serotonindir. Bunlardaki dengesizlik psikolojik problemlerin oluşmasına neden olur. Bu nedenle de depresyon ile bu hormonlar arasında önemli ilişki vardır.

         Noradrenalin adrenal bezden salgılandığı gibi sinir uçlarından da salgılanır. Kızgınlık ve tehlike durumunda salgısı artar.

         Dopamin öfori denen çakır keyif olma durumu, istek ve motivasyon sağlar.  Dopamin hormon bozukluğunda hafıza kaybı, problem çözmede zorluk başlar.

         Serotonin  enerjik olma hissi, sakinlik ve güven hissi verir. Çoğu ruhsal bozukluk serotonin dengesinin bozulmasından oluşur. Depresyondaki kişilerin çoğunda serotonin düşüklüğü vardır.  Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu da beyindeki serotonin düzeylerini artırmaya yöneliktir.

         Serotonin güneş ışığında beyinde artar. Kapalı ve karanlık yerlerde serotonin düzeyi azalır. O nedenle kış aylarında depresyon artar.

         Güneş ışığı melatonin hormonunu baskılar. Melatonin gece salgılanan hormondur. Melatonin sayesinde uyku gelir. Melatonin serotoninden oluşmaktadır.  Serotonin azalması obezite ve yeme bozukluğuna da neden olur. Beyinde serotonin azalınca beyin bu eksikliği şekerli gıda yenmesini artırarak sağlamaya çalışır.

         Hormonlar ve psikolojik rahatsızlıklar arasındaki ilişki özellikle kadınlarda daha belirgin  olmaktadır. Kadınlarda psikolojik değişiklikler özellikle ergenliğe girişte, doğum sonrası  ve menopoz döneminde ortaya çıkar. Doğum sonrası ve menopoz sonrası ruhsal sıkıntıların artmasında  kanda östrojen  hormonu azalmasının etkili olduğu, ergenlik döneminde ise östrojen hormonundaki artışın neden olduğu  düşünülmektedir. Adetlerin başlangıcında da kızlarda görülen ruhsal değişiklikler yine hormonlarda görülen değişikliklere bağlıdır.

         Hipotalamustan salgılanan CRH hormonundaki değişiklikler de psikolojik değişikliklerle birliktelik gösterir.

                   Erkeklerde testosteron eksikliği de duygu durumunda bozukluk yapmaktadır. Hafıza, beyin çalışması ve psikoloji testosteron eksikliğinde bozulmaktadır. Seks hormonlarında (östrojen ve testosteron)  görülen bu değişiklikler beyinde serotonin azalmasından  dolayı oluşmaktadır.

Seks hormonları ayrıca kadın ve erkek tipi davranışların oluşmasında da önemli role sahiptir.

Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroidi) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) olan kişilerde depresyonun fazla olması tiroid hormonları ve kan şekerinin psikolojik değişikler yaptığının bir kanıtıdır. Bu nedenle depresyondaki hastalarda hormon ölçümleri yapılmasında fayda vardır.  Tiroid hormonlarının kanımızda yüksek olması (tiroid bezinin aşırı çalışması) durumunda ise  şu  psikolojik sıkıntılar ortaya çıkar: 

Huzursuzluk

Sıkıntı

Depresyon

Birden öfkelenme, bağırma veya asabiyet

Kalabalık yerlerden hoşlanmama

Kötümserlik

Sabırsızlık

Aşırı hareketlilik, yerinde duramama

Gürültüye aşırı hassasiyet

Uyku problemleri

İştah bozukluğu

Bazen şizofreni

Hallusinasyonlar (hayal görme)

Panik atak

 

 Tiroid bezinin az çalıştığı tiroid bezi yetmezliğinde ise şu psikolojik belirtiler bulunabilir:

İlgisizlik

Düşünme ve konuşmada yavaşlama

Unutkanlık

Konsantre olamama

Depresyon

Demans

Beyin hasarı

Panik atak

 

Psikolojik rahatsızlıkları olan tiroid hastalarının  teşhisinde gecikme olursa bu psikolojik  şikayetlerde düzelme olmaz.

Depresyondaki kişilerin  %10-15’inde tiroid bezi yetmezliği veya tiroid hormonlarında anormallikler vardır. Buna karşılık hipotiroidi dediğimiz tiroid bezi yetmezliği olan  kişilerde depresyon sık  bulunur ve  psikolojik tedaviye dirençlidir.  Tiroid bezi yetmezliği olan  hastaların % 40 kadarında ve  özellikle kadınlarda depresyon  ve panik atak sık görülür.  Tedaviyle şikayetlerde azalma olmasına rağmen bazen dirençli bir depresyon yani sık nüks eden veya tekrarlayan depresyon görülebilir.  Bu hastalarda tiroid bezi yetmezliğinin iyi tedavi edilmesi gerekir.  Bu tedavi sırasında TSH’nın 1.0-1.5 IU/L arasında olması depresyonun düzelmesine daha iyi katkıda bulunur.  Hipotiroidi tedavisinde kullanılan tiroid hormon ilaçları  beyindeki  mutluluk hormonu adı verilen serotonin seviyesini  artırarak depresyon belirtilerini azaltmaktadır

Psikolojik sorunlar ile özellikle kandaki T3  hormon düzeyleri arasında bir ilişki olduğu yapılan çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur. Kan T3 düzeyi azaldıkça depresyon oluşması riski ve nüksü artmaktadır.

         Kandaki anti-TPO antikorlarının yüksekliği ile depresyon arasında da bir ilişki vardır. Bu nedenle depresyonu olan hastalarda ve özellikle sık tekrarlayan depresyonlu kişilerde TSH, T3, T4 hormonları ile anti-TPO ve anti-tiroglobulin antikorları  mutlaka ölçülmelidir. Tiroid bezi yetmezliği varsa bu hastalar içinde levotiroksin bulunan tiroid hormon ilacıyla  tedavi edilirler.     

          Bazı bilim adamları depresyonlu kişilerde “beyinde hipotiroidizm” olduğunu, yani beyinde tiroid hormon azlığı olduğunu, ancak kanda tiroid hormonlarının normal olduğunu  iddia etmişlerdir. Bu nedenle  tiroid hormonları normal olduğu halde T3 hormon ilacını tedavide kullanan psikiyatri uzmanları vardır.

         Kadınların %15’inde doğum sonrası depresyon görülmektedir. Buna ‘’Doğum Sonrası Depresyonu’’ adı verilir. Doğum sonrası oluşan depresyon ile tiroid hormonları  ve anti-TPO antikoru arasında  bir ilişki  olduğu çeşitli bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur. Gebeliğin ilk 3 ayında ölçülen anti-TPO antikor düzeyleri doğum sonrası depresyona girilip girilmeyeceği konusunda bilgi vermektedir. Anti-TPO antikoru yüksek olan kadınlarda doğum sonrası depresyon 3 kat daha fazla görülmektedir.

         Depresyonun kendisinin de tiroid hastalıklarının gelişimine katkıda bulunabildiğini  unutmamak gerekir. Stresli veya depresyondaki kişilerde Graves hastalığı denilen tiroid bezinin aşırı çalışması ile karakterize bir hastalık ortaya çıkabilmektedir.

 

 

D)  HORMONLAR VE YORGUNLUK

            Bazı hormon hastalıklarında yorgunluk olabilir. Bunların başlıcaları tiroid yetmezliği ve böbrek üstü bezi yetmezliği yani kortizol hormon eksikliğidir.  Diğer bir neden de kan şekerinde görülen düşmelerdir.

Tiroid bezi yetmezliği olan kişilerde yorgunluk ve halsizlik sıklıkla bulunur.  Tedaviyle bu şikayetlerde düzelme olur. Bununla birlikte tiroid yetmezliği olan hastalarda sıklıkla birlikte  bulunan kansızlık (anemi) de yorgunluğun önemli bir nedenidir.  Tiroid bezi yetmezliğinde özellikle B12 vitamini ve demir eksikliği sık görülür.  Kansızlığın   tiroid bezi yetmezliğiyle birlikte tedavi edilmesi  yorgunluğun düzelmesine  katkıda bulunur.

            Böbrek üstü bezinin az çalışması (kortizol hormonu eksikliği) da yorgunluk yapan önemli bir  hormon bozukluğudur. Bazı Hashimoto tiroiditli hastalarda  tiroid bezi yetmezliği ve  böbreküstü bezi yetmezliği birlikte  bulunabilir.  Eğer bu durum fark edilmez ise tiroid ilaçlarıyla  yapılan tedavi  yorgunluk ve bitkinliği iyice artırabilir.  Tiroid hormon  ilacı  alınca durumu kötüleşen  yani yorgunluk ve bitkinliği artan kişilerde kan kortizol hormonuna bakılarak böbreküstü bezinin az çalışıp çalışmadığı kontrol edilir.  Kortizol eksikliği varsa doktorunuz size önce kortizon ilacı verir ve sonra tiroid ilaçları alırsınız.

            Yorgunluk yapan diğer nedenler ise aşağıda verilmiştir:

Şeker hastalığı ve bazı enfeksiyonlar da önemli yorgunluk nedenidir. Yorgunluk ayrıca kalp, böbrek, bağırsak ve diğer organ hastalıklarında da görülebilir.

            Aşırı çalışma, stresli bir yaşam uykusuzluk ve depresyon yorgunluğun önemli nedenlerindendir.

            Aşırı kilo alma ve  gece kısa süreli nefes durması (apne) sabahları sersemlemiş bir şekilde ve yorgun kalkmaya neden olur.

            Hareketsizlik, spor yapmamak ve beslenmenin bozuk olması  da   önemli yorgunluk  nedenleridir.

            İnternet sitelerinde yer alan ve ‘’Adrenal yorgunluk’’ adı ile anılan  ve birçok şikayetin birarada olduğu iddia edilen bir  yorgunluk şekli tıp tarafından kabul edilmiş bir tanımlama değildir. Bu kişiler halsizlik, yorgunluk, sabah zor kalkmak, tuzlu ve şekerli gıdalara saldırı,  enerji bitmesi,  seks isteğinin azalması, ayağa kalkınca baş dönmesi,  hafif depresyon, unutkanlık, çeşitli enfeksiyonlara yakalanma ve bunların zor iyileşmesi gibi şikayetlerin bir kişide olmasına ‘’Adrenal Yorgunluk ‘’ adnı vermişler ve tıp doktorlarının bu tanıyı bilmediklerini iddia etmektedir.  Bu şikayetlerin  bir kısmı adrenal yetmezlikte olabilirse de hepsi olmaz ve adrenal yetmezliğin tanınması için hormon ölçüm metotları vardır.

 

A)    Hormonlar ve Hipertansiyon:

Tansiyon yükselmesine tıp dilinde hipertansiyon adı verilir.  Hipertansiyonun çoğunun nedeni bilinmez ve buna primer hipertansiyon denir.  Ancak tansiyon hastalarının  bir kısmında hormon bozukluğu olabilir. Diğer bir deyişle  bazı hormon bozuklukları  da hipertansiyon yapabilir. Kortizol hormonunun fazla salgılandığı Cushing sendromu hastalığında, aldosteron hormon fazlalığında  veya böbreküstü bezi tümörü olan feokromasitomada, tiroid hormon fazlalığında ve azlığında tansiyonda yükselmeler olabilir. Bu nedenle hipertansiyon hastalarında bu hormonları ölçmekte fayda vardır.

F) Gıdalarda Bulunan Hormonlar

Bazı hormonlar genç hayvanların daha çabuk büyümesi ve kilo alması için kullanılmaktadır. Süt verimi artırmak içinde bazı hormon ilaçları kullanılmaktadır.  Bir bakıma süt ve et miktarını artırmak için hayvanlara kullanılmaktadır.  Yenilen et ve sütte kullanılan hormonların ne miktarda olduğunu saptamak oldukça zordur. Bu nedenle alınacak önlemler şunlardır:  Eti orta derecede tüketmeli, iyi pişirmelidir. Etin yağları yenmemelidir. Karaciğer ve yağ yenmemelidir.

 

 



Web Hosting Companies